İş teklifini heyecanla kabul edip sözleşmeyi imzalarken birçoğumuzun göz ucuyla geçip gittiği o satırları hatırlıyor musunuz?
"Çalışan, şirketten ayrıldıktan sonra 2 yıl boyunca Türkiye sınırları içinde rakip bir firmada çalışamaz. Aksi hâlde 50.000 Dolar cezai şart öder."
İmzayı atarken insanın içine ister istemez bir kurt düşüyor: "Yarın öbür gün buradan ayrılırsam kendi mesleğimi yapamayacak mıyım? Elim kolum gerçekten bağlı mı?"
Kısa ve net bir cevap vereyim: Hayır, o kadar kolay değil.
Şirketlerin hemen her sözleşmeye şablon gibi eklediği bu maddelerin ezici bir çoğunluğu mahkeme kapısından dönüyor. Çünkü Türk Borçlar Kanunu ve Yargıtay (örneğin 11. Hukuk Dairesi'nin 2019/3142 E. sayılı kararı) kimsenin ekmek kapısını bir sözleşme maddesiyle keyfî biçimde kapatmasına izin vermiyor.
Bir şirketin bu cezai şartı alabilmesi için masada çok katı şartların olması lazım:
- Gerçekten kritik bir sırra sahip misiniz? Sıradan bir uzman, mühendis veya satışçıysanız bu madde baştan geçersiz. Şirketin çekirdek algoritmasını, patentli üretim formülünü veya stratejik gizli portföyünü doğrudan cebinizde taşımıyorsanız, "rakibe geçemezsin" diyemezler.
- "Tüm Türkiye'de çalışamazsın" diye bir dünya yok: Bir madde sizi mesleğinizi yapmaktan tamamen alıkoyuyorsa Anayasal çalışma hürriyetine aykırıdır. Coğrafi alanın (örneğin sadece İstanbul), sürenin (en fazla 1 yıl) ve yapılan işin (spesifik bir ürünün) çok net sınırlandırılmış olması gerekir.
- İşveren yükümlülüğünü yerine getirdi mi? Maaşınızı, priminizi veya fazla mesainizi eksik yatıran, sizi haklı fesih noktasına getiren bir şirketin rekabet yasağı maddesi kanunen anında buharlaşır.
Yani o korkutucu maddeler çoğu zaman hukuki bir zırh değil, personelin istifa edip rakibe gitmesini engellemek için kullanılan psikolojik bir gözdağından ibaret kalıyor.
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!