İşten ayrılan bir personelin çıkış evraklarını hazırlarken çekmeceden çıkarılan o tanıdık tek sayfalık matbu form:
"Fazla çalışma, ulusal bayram, hafta tatili ve yıllık izin alacaklarım dahil olmak üzere şirketle hiçbir ilişiğim kalmamıştır, işvereni gayrikabili rücu ibra ederim."
Altına imzalar atılır, hatta bazen çalışana kendi el yazısıyla "okudum, anladım" yazdırılır ve dosya güvenle arşive kaldırılır.
Peki, aylar sonra o çalışan iş mahkemesine gidip "Haftada 10 saat fazla mesai yapıyordum, param ödenmedi" dediğinde o kâğıt işvereni korur mu?
Hukuki ve pratik cevap çok net: Hayır, korumaz.
Borçlar Kanunu m. 420 ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatları (örn. 9. Hukuk Dairesi, 2021/6514 E.) bu maktu belgelerin hukuki değerini neredeyse sıfıra indirmiştir:
- 1 Ay Kuralı: Fesih günü veya feshin üzerinden en az 1 ay geçmeden imzalatılan her ibraname kanunen "kesin hükümsüzdür".
- Miktar Belirtme Şartı: "Tüm fazla mesailerimi aldım" demek hiçbir şey ifade etmez. Hangi döneme ait, kaç saatlik mesainin ve ne kadar tutarın ödendiği kalem kalem yazılmalıdır.
- Banka Zorunluluğu: Belirtilen tutarın kuruşu kuruşuna banka kanalıyla personele ödendiğinin dekontla ispatı gerekir. Aksi takdirde mahkeme bu metni sadece bir "avans makbuzu" kabul eder ve davayı esastan görür.
Bir İK Yöneticisi olarak çıkış süreçlerinde şirketi gerçek anlamda güvenceye almak istiyorsak, geçerliliği olmayan A4 kâğıtlarına güvenmeyi bırakmalıyız.
Hukuken geriye dönük sürpriz riskleri tamamen kapatmanın tek meşru yolu; ya kalem kalem banka dökümlü hesaplaşma yapmak ya da süreci ilam hükmünde olan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Tutanağı ile nihayete erdirmektir.
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!